
Kaybolmanın kesif yalnızlığını çekilir kılanın bulma ihtimalinde olduğunu öğrendiğimde kabullendim kaybettiklerimi. Bulamayacaktım.
“PENCERESİZ KALE” yazısını okumaya devam etBir Yaşam Günlüğü

Kaybolmanın kesif yalnızlığını çekilir kılanın bulma ihtimalinde olduğunu öğrendiğimde kabullendim kaybettiklerimi. Bulamayacaktım.
“PENCERESİZ KALE” yazısını okumaya devam et
En güzel anların dahi üstünden zaman geçince sıradanlaşan bir anıya dönüştüğünü bildiğinden, mutluluğun ebedi kalacağı sanrısına hiç kapılmıyor insan, ama bir eksiği kovalamaktan da geri durmuyor. Hemen hepimizin arayışın en az bir tonunu yaşadığı yaşam döngüsünde bir yer var, ne oluyorsa o an oluyor. Biri düğmeye basıyor ve karanlık aydınlanıyor sanki. Önce algılayamıyor, nerede ne var, afallıyor, gözleri kamaşıyor, aklı karışıyor. İçinden kendi kadar bir şey daha çıkıyor insanın.
“KABUĞUN İÇİNDE NE VAR” yazısını okumaya devam et
Entelektüellerin Hurafeleri kitabında şöyle bir cümle geçiyordu: “İnsan bir gelenektir. Her insan bir geleneğin mensubudur. Ya eski bir geleneğe eklenir ya yeni bir ‘trend’e mensup olur ya da yeni bir geleneği başlatır.” İnsanın tüm oluşum ve kuramların özü olduğuna vurgu yapan güzel bir tespit. İhtiyarî ya da gayriihtiyarî iz bırakandır çünkü insan. Sosyal ve ahlakî normlarımız bunun bir örneği sayılabilir. Bilinç düzeyimiz, mensup olduğumuz tarafın en belirleyici unsurudur. Cinsî tabiatımızı aşağı çeken kimi trendlere mensup olmak da yukarı taşıyan bir geleneği başlatmak da irademize bağlı bir durumdur.
“İNSAN İZ BIRAKANDIR” yazısını okumaya devam et
Yiğit bu sabah iş makinelerinin sesi ile uyandı. Hemen cama koştu bir de ne görsün? Bir sürü iş makinesi daha düne kadar oynadığı çimenler, ağaçlar kesilmişti. İçinde biraz öfke ve üzüntü oluşmuştu. Çünkü yapılacak olan yeni alışveriş merkezi için temel atılıyordu.
“BETONLAŞMIŞ KÜÇÜK BİR KÖY “ yazısını okumaya devam et
Kendi sırrını keşfe çıktığında, dünyanın en cesaret isteyen yolculuğuna adım attığını, kimi zaman dipsiz bir kuyu gibi olduğunu ve birbirine tezat tüm duyguların aynı çıkmazda buluştuğunu anlıyor insan.
“HİÇLİĞİN AYNASI” yazısını okumaya devam et
Kendini sevmek nasıl olur bilmiyor(d)um ben,
Ne yaparsa kendini sevmiş olur ki insan?
Kendini beğenmekten başka bir şey olsa gerek kendini sevmek.
“SEV KENDİNİ” yazısını okumaya devam et
Değişmekle gelişmek arasında ki farkı anlayamamış olmaktan hâsıl olan bir sitem, bir kabullenememe hali var insanın.
Oysa dün görmezden geldiğin şeye bugün tahammül dahi edemiyor olabilirsin, dün güldüğün şeyi bugün saçma bulabilir, dün üzüldüğün şey bugün gündemin dahi olmayabilir. Önemli olan, bir kapıdan çıkarken arkanda neyin kalması, yanına neyi alman gerektiği konusunda isabetli olman, güç kazandıkça görgünün değerini düşürmemen. İnsan sadece büyüyen değil, duygularıyla, doğru ve yanlışlarıyla, zaafları ve güçlenen yanlarıyla gelişen de bir varlıktır.
“MESELE GELİŞEREK DEĞİŞMEK…” yazısını okumaya devam et
İbni-i Haldun’a atfedilen bu sözün ona ait olup olmadığı kesin değil. Mukaddime adlı eserinde sözü bu şekliyle okumasak bile anlatılmak istenen muhtevayı görüyoruz. Orta çağın büyük düşünür ve sosyoloğu olan İbn-i Haldun bu eserinde bize çevresel determinizmin en somut örneklerini gösteriyor.
“COĞRAFYA KADERDİR” yazısını okumaya devam et
Acının tarafı olmadığını savunan mı, acıyı kendinden olmayana mübah gören mi?
Kaynağı acı olan bir durum zaten besin değeri taşımaz da kullanıldığı hali ile ele alacak olursak, gördüğü, duyduğu, bildiği bir acı karşısında duyarsız kalamayan, görmezden gelemeyen, yok sayamayan ve en az acının muhatabı kadar yoğun yaşayan birinin duygu durumu ve ruh halini tahayyül etmek zor olmasa gerek.

Son bir kaç yıldır Ramazanın bendeki çağrışımı, “kalbin orucuna niyetlenmek”.
Her ibadetin fiziki faydasının yanı sıra sağladığı derin bir mana olduğuna, o mananın kalpteki etkisi ve bu etkinin sağlandığının alamet- i farikasının da devamlılığı olan iyi bir hâl kazanmak olduğuna inanıyorum.