KAYIPLI KAZANÇLAR

Kimsesizliğin hakim olduğu kalabalıkta hiçlik saklıdır. Haklı sesleri bastıran sessizlikle tanışınca rüya olmasını isteyeceği gerçeklere uyanıyor insan. Kafamın içinde mutlaka olmalı dediklerimle olmasa da olur dediklerim aynı masada oturmuş gibi. Zamanın içine sığdırdırdıklarımızla hayattan beklentilerimiz arasında bir terslik var. İstiyorum ki insanı ön yargılı yaftalar çemberine hapseden, zamanın büyük kısmını kaçırmasına sebep olan anlık işler karanlığa gömülü kalsın.

En iyi zamanlara ulaşmanın, yorgun günlerin bir renge bürünmesinin yolu buradan geçiyor olabilir. Biliyorum hayata alacaklı olduğunu düşündüğün yerden yeniden başlamak başlangıçların en zoru olabilir. Yüzeysel  biçimde elde edilmis hazların kuşattığı konfor alanlarımızın aldatıcı rahatlığı, tatminsiz hallerimizin en büyük sebebi gibi geliyor bana. Düşünüp sorgulamamanın önündeki perde hakikate ulaşmanın yolunu kapatıyor. Boşluk hissinden kurtulmak için, anlamlı bir hayata atfettiğimiz değerleri  ve mutluluğun aracı olarak gördüklerimizi gözden geçirmeli, oradan devşirdiğimiz bilgiyi, bilgeliğe dönüştürmeliyiz belki de.

Çünkü anlamlı bir yaşamın ipleri görünmez düğümlerle bağlıdır birbirine. İnsanın bireysel ilkelerinden doğan davranışları devrim niteliğindedir. Yeter ki insan, ayrıştırıcı unsurların değil birleştirici dogmaların nesnesi olsun. Sanıldığı kadar büyük beklentilerle oluşabilecek yenilikler de değildir bunlar aslında. Sıradan anlar içerisindeki küçük dokunuşlarla anı zenginleştirmek ve içinde olduğumuz zamanı kıymetlendirmek elimizdedir. Hayatı yaşamak, onun parçası olan her şeyi kabul edip temelini oluşturan basitlikleri kaçırmamaktır.

David Kessler’ in de ifade ettiği gibi “Bugün mutsuzluğumuz yaşamın karmaşıklığı yüzünden değil. Mutsuzuz, çünkü hayatın temelini oluşturan basitlikleri gözden kaçırıyoruz.”

Hemen hepimiz samimiyetin ölümünden dem vurup, bir dostla uzun sohbetler etmeyi de zaman kaybı olarak görürüz. Oysa hakşinas dostluklar ruh yaralarımızın en etkili ilacıdır. Varlıklarıyla yolumuzu aydınlatır, gönlümüzü dinlendirirler. Yine çocuğunu kendi büyütmek istediği için çalışmayan annelerin durumunu katlanılması gereken bir hâl ve yaşam maratonunda verilmiş bir mola gibi görürüz. Halbuki çocuk yetiştirmek, bir insanın bedeniyle, duygularıyla, davranışlarıyla kanlı canlı var olmasının en büyük şahitliğidir.  Analitik zekasına yapılan yatırımlar kadar ahlâkî zekasına da yatırım yapmak gerektiği bilinciyle yetiştrildiginde, nelerin değişebileceğini tahayyül etmek zor olmasa gerek. Maalesef ki maddeye tahvil olmayan her şey değersizleşti nazarımızda. Hangi soylu amaçla olursa olsun elde etmeye çalıştığımız hiçbir kazanım, insanın insana olan ihtiyacından ve manevi değerlerden daha kıymetli değildir. Fedakarlıkla kazanılması gereken birçok meziyetle aramıza mutluluk açlığı ve ben merkezcilik girdi. Olguların güzelliği kendiliğindendir ama artık mutluluk için araç olarak görülmeye başlandı. Bugün muzdarip olduğumuz birçok durumun nedenini, Osamu Dazaı İnsanlığımı Yitiriken kitabının bir bölümünde şöyle ifade ediyor; ” Bu dünyada aşırı yaygın olan anlaşılmaz gösteriş ve şekilcilik tarif edilemez bir sefalete yol açtı.”

Yaşadığımız açlığın sebebi, kavramların içinin boşaltılıp, değerlerin kaybolmasıdır.

Yine de ben uğruna bedel ödenmiş her hakikatin de, önünde sonunda insanın ruhunu aydınlatacağına inananlardanım.

Bu Yazı Daima Edebiyat Dergisinin 15. sayısında yayınlanmıştır.

KAYIPLI KAZANÇLAR” için 2 yorum

  1. zamanımızın en büyük sorunu aile mefhumu ve sonrasında çocuk yetiştirme olgusu görülüyor.

    çocuklar ya yarış atı tamamen dünyalık menfaatleri doğrultusunda yetiştirilmeye çalışılıyor veya tam zıttı kendi haline bırakılarak heder ediliyor maalesef orta yol bulunamıyor bununda zahmeti çocuklar büyüdükçe ortaya çıkıyor ve ele avuca sığmaz durumlar sarmalına geliyor.

  2. Maalesef öyle fakat çocuklar bu sarmalın en masum olanları. Ya henüz kendi gelişimini tamamlayamamış ebeveynlerin ya da sistemin kurbanı oluyorlar.

Enes Özyer için bir cevap yazın Cevabı iptal et